Kapat

Türkiye 'de profesyonel tarım uygulanmalı ama bizde köylülük usulü hâkim

 Türkiye 'de profesyonel tarım uygulanmalı ama bizde köylülük usulü hâkim

“Modern tarım yapabilmek adına arazilerin büyük olması lazım. Ancak ülkemizde profesyonel tarım yapılmıyor. Çiftçilik usulüyle değil de köylülük usulüyle yapıyoruz. Ben Türkiye’yi gezen biriyim. Ayçiçek bölgeleri belli. Gümüşhane, Hakkâri, Muş ve Bayburt gibi yerlerde anormal derecede dikilebilecek yerler var. Biz rol model olarak Gümüşhane’nın Şiran ilçesinde üniversite, belediye ve tarım il müdürlüğüyle ortak bir çalışma gerçekleştirdik. 20-25 yıldır dikilmeyen tarlalara aspir bitkisi diktirdik. Rol model olsun istedik ama hiçbir bakanlıktan yeterince ilgi görmedik.”.

Özellikle ayçiçek yağı olmak üzere sıvı yağ fiyatlarındaki önlenemez artış son dönemde Türkiye gündeminden düşmüyor. Vatandaşlar yaşanan duruma tepki gösterirken, yetkililer yüzde 20'lik bir zam daha gelebileceğini söyledi. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Murat Gürsoy ile Karadeniz Sohbetleri’nde biz de bu soruya cevap aradık. Konuğumuz Altaş Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Altaş oldu.

-Öncelikle yağ piyasasına kim yön veriyor ve dünyada yağ nasıl tüketiliyor? Sohbetimize bu sorularla başlayalım…

-Hangi hammadde o ülkede fazlaysa o hammaddeyle ilgili yağ tüketiliyor. Mesela ABD’de bol miktarda soya dikiliyor ve o nedenle soya yağı kullanılıyor. Bir de aileniz ne tükettiyse ona ulaşıyorsunuz. Uzakdoğu’da Palm yağı mesela. Bulunduğumuz coğrafyada ise ayçiçek yağı tüketiliyor. Biz de bu kültüre sahibiz. Bundan 11 yıl önce işe ilk başladığımız günlerde Rusya’dan rahatlıkla ayçiçek tedarik edebiliyorduk. Ancak son yıllarda o denli büyük gelişmeler oldu ki örneğin Ukrayna’da devasa tesisler kuruldu. Rusya’da kapasitesini büyüttü. Katma değeri o ülkelere kalarak bize yağ satmaya kalktılar. Ayçiçeklerini kendileri değerlendirebiliyor oldular. Kendilerini geliştirmeye devam ettiler, çok uzak ülkelere dünyanın her yerine yağ satıyorlar.

-Peki ilgili bakanlığın yağ sektörü politikasını nasıl buluyorsunuz?

-Bence Tarım Bakanlığı’nın bu yıl için yapacağı çok şey var. Ülkemizde ekilip dikilebilecek o kadar çok alan var ki. Bir kısmında dikim yapılıyor ama ikinci sınıf ya da üçüncü sınıf tarım arazilerimiz de var. Ayçiçeği tarımı neden ikinci sınıf tarım arazilerinde yapılmasın?

-Sıvı yağ üretiminde sadece ayçiçek, soya veya fındıktan mı yararlanılmalı?

-Değil tabi ki… Örneğin aspir diye bir bitki var. Yalancı safran, Amerikan safranı ve boyacı safranı gibi isimlerle de biliniyor. Kuraklık koşullarına dayanıklı ve ortalama yağ oranı yüzde 30-50 arasında değişebilen Güney Asya orjinli bir yağ bitkisidir. Ortadoğu’da ve Akdeniz ülkelerinde ekiliyor.

-Yani aspir ekimini öneriyorsunuz…

İkinci sınıf tarım arazilerinde yetişeceğine inanıyorum. En azından boş arazileri aspirle süsleyebilsek, hem arıcılık sektörüne hizmet etmiş hem de boş araziye ilk kez dikilmesiyle çiftçilerimize ek gelir sağlamış oluruz. Ama Tarım Bakanlığı’nı bu konuda yönlendirmek gerekiyor. Ayrıca Ankara’dan yönetilebilecek bir şey değil. Bu tür konular ancak bölgesel yönetilebilirse etkili olur. Ekilip dikilecek çok alanımız var ancak değerlendiremiyoruz o yüzden ithal ediyoruz.

-Yaşanan süreçte sorumluluk sadece Tarım Bakanlığı’na mı ait?

-Bir yönüyle Ticaret Bakanlığı da taraflardan biri bence. Çünkü biz yüksek vergilerle ithalat yapan bir ülkeyiz. Burada iki önemli konudan bahsedeceğim. Ülkemizin ve yaptığımız ihracatın yüzde 50’sini kendimiz yetiştirebiliyoruz. Geri kalanını Rusya ve Ukrayna’dan alacağız. Onlar da o kadar ezberlemiş ki bizim politikamızı… Bizim yağcılıkla ilgili bir derneğimiz var. Dernek olarak Ticaret Bakanlığı’na, ‘’Vergiyi indirmeden önce lütfen yağ fabrikalarının bilgisi olsun. Biz gidelim o ülkelerle önceden bağlantılarımızı yapalım. Biz bağlantılarımızı daha ucuza yapar sonra da siz bizim bağlantılarımızdaki vergiyi indirdiğinizde bu aradaki fark tamamen Türkiye’ye kalır ve yağ ucuza tüketilir” dedik. Her yıl bunu söylememize rağmen bir gece yarısı bakıyorsunuz “vergiyi sıfırladım” deniyor. Durum böyle olunca 5 litresini 20 liraya sattığımız fındık yağını şu anda 240 liraya satıyoruz.

-Yani vergi sıfırlandığı için mi fiyatlar arttı?

-Tam olarak öyle. Vergi sıfırlandığı gün ülkemizde ayçiçek fiyatları arttı. Niye mi? Vergi indirildiği oranda bize pahalıya sattı Rusya ve Ukrayna. Türkiye’nin hiçbir kârı olmadığı gibi bir de yağı pahalı aldık. Ben buna basiretsizlik diyorum. Diğer konu ise bakanlık ayçiçek yağını merkez olarak alıyor. Ama biz ihracat yapıyoruz ve bakanlığa dedik ki; aspir, mısır veya keten… Ne olursa olsun yağ çıkabilecek her ürünün vergilerini sıfırlayın. Ama inatla direniyorlar. Belli zaman sonra sıfırlayacaklar ama o zamanda hammadde kalmayacak. Niye aspirin vergi fiyatı 141 dolarda? Bunun da sıfırlanması gerekiyor. Rusya ve Ukrayna biliyor ki Türkiye ayçiçek alacak. Başka alternatifi yok.

-Anlattıklarınızdan yola çıkarak daha farklı çözüm önerilerinizin de olabileceğini düşünüyorum…

-Birincisi Türkiye’de profesyonel tarım yapılmıyor. Çiftçilik usulüyle değil de köylülük usulüyle yapıyoruz. Yerinde müdahale edilmesi gerek. Modern tarım yapabilmek adına arazilerin büyük olması lazım. Ben Türkiye’yi gezen biriyim. Ayçiçek bölgeleri belli. Gümüşhane, Hakkâri, Muş ve Bayburt gibi yerlerde anormal derecede dikilebilecek yerler var. Biz rol model olarak Gümüşhane’nın Şiran ilçesinde üniversite, belediye ve tarım il müdürlüğüyle ortak bir çalışma gerçekleştirdik. 20-25 yıldır dikilmeyen tarlalara aspir bitkisi diktirdik. Rol model olsun istedik ama hiçbir bakanlıktan yeterince ilgi görmedik.

-Demek ki daha sağlıklı politikalar geliştiremediğimiz için yağ fiyatları artmaya devam ediyor…

-Hammaddemiz yok. Dolayısıyla yurtdışına bağlısınız ve çok ciddi döviz kaybınız var ve sonuç olarak yağ pahalı oluyor. Tekrar ediyorum. Türkiye’de ekilebilir ciddi alanlar boş duruyor. Mutlaka sözleşmeli tarıma geçilmeli ve boş alanlar değerlendirilmeli. Elimizde fazlasıyla kaynak var ama biz sonuca gidemiyoruz.

-Siz bu sorunları ilgili karar vericilere mutlaka iletiyorsunuzdur. Ve belli ki geri dönüşlerden memnun değilsiniz…

-Çok defa ilettik. Fındıkta da rekoltenin mutlaka artması gerekiyor. Sorunlar var. 100 yıl öncesinin sorunlarıyla 2021’deki fındık sorunlarının yüzde 80’i aynı. Tarım Bakanımız Ordu’ya Fındık Çalıştayı’na geldi. Burada bizim de fındıkla ilgili çalışmamız oldu. Dört-beş yıldır fındığı nasıl geliştirebiliriz? diye çalışmalar yaptık. Ancak sayın bakanımıza gösteremedik. Ben sorunların tamamının çözümünün olduğunu söylediğim halde bakanımızdan yeterince ilgi görmedi bu yaklaşımımız. Oysa özellikle tarımdaki sorunlar yerelde çözülmeli Ankara’da değil.

-Biraz da sizin yağ sektöründeki geçmişinizden söz edelim. Fabrikanızı bundan yaklaşık 11 yıl önce Fiskobirlik’ten aldınız…

Fındık yağı sebebiyle girdik bu alana. Dünyanın en çok fındık üretimi Türkiye’de ve Ordu’dur. Bu nedenle yağ yapalım istedik. Yağ fabrikasını kendimiz kurmak üzereyken Fiskobirlik burayı satışa çıkardı biz de satın aldık. Hayallerimiz vardı ama bir yanda da gerçekler… Fabrikayı farklı bir hayalle satın aldık ama gerçeklerin bambaşka olduğunu gördük. Anladık ki istediğimiz tonajda fındık yağı yok, fındık rekoltesi de değişkenlik gösteriyor. Bu sebeple baktık ki sadece fındık yağıyla gitmeyecek, alternatif ürünlere ihtiyacımız var.

-Bunun için yeni tesisler ve yatırımlar mı yaptınız?

-Öncelikle rekabetçi bir tesise ihtiyacımız vardı. Hem ülkemizi hem şehrimizi temsil edebilmek için fabrikada yenilikler yaptırmak ve kapasite artırmak zorunda kaldık. İki üç yılda bitecek diye hesaplarken, Türkiye’de yaşanan olumsuzluklar nedeniyle kendi iç yatırımlarımız nedeniyle 11 yılı buldu. Ve bu süreçte kapasiteyi neredeyse üç katına kadar çıkardık.

-Burada amaç yeni ürün gamları geliştirmek miydi?

-Evet… Fındık yağının yanında ayçiçek vardı, aspir ve ceviz yağını da ilave ettik. Mısır yağı dâhil pek çok ürünü denedik. Zeytinyağı hariç, kanola veya soya yağı… Hepsini yaptık ve deneyim sahibi olduk. Daha sonra bunları elemeye başladık. Çünkü hepsini yapamazsınız. Birinci ürün fındık yağı olmazsa olmazımız. İkinci ürün ceviz yağı, üçüncü ürün de aspir yağı olarak devam ettik. Ayçiçeği söylemiyorum çünkü herkesin mutfağında var. Ve bu dört ürünle devam ediyoruz.

-Hammaddeye erişim noktasında sıkıntılar yaşamadınız mı?

-Yaşanmaz olur mu? Bu nedenle Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Romanya, Moldovya ve Şili’den hammadde tedariki gerçekleştirdik. Getirdiğimiz bu ürünleri katma değeri yüksek halde piyasaya sunduk. Bir zamanlar hiç kimyasal kullanmadan rafine yağ üretmek gibi bir hayalimiz vardı. Gerçekleştirdik. Dünyanın 4-5 yerinden makine parçaları kullanarak kimyasal kullanmadan rafine edebileceğimiz bir tesisi kurduk. Bu bizim için bir riskti. Sonra kimyasal madde olmadan yapabildiğimizi gördük.

-Mükemmel bir inovasyon yani…

-Evet bence de öyle. Bu durumda ilk işimiz Tarım Bakanlığı’na koşmak oldu. Çok sevinerek gittik ama olumsuz döndük. Dikkate bile almadılar. Oysa beklentimiz, ambalajların üzerine hiç kimyasal kullanılmamıştır ibaresi ya da farklı bir yağdır yazılmasıydı. Onlardan finans beklemedik. Hüsrana uğrasak da pes etmedik, Tiryaki Grubu ile ticari faaliyetlerimiz çok uyuyor. Onlarda ilk başta ‘bize de hayal geliyor’ dediler. Önce numune yaptık gönderdik. Sonra ABD’de çalıştıkları firmadan denetlemeye geldiler. Baktılar ki oluyor seri üretim istediler. Sonrasında biz şu anda hiç durmadan kimyasal kullanmadan yağ üretebiliyoruz.

-Bu çok büyük bir başarı değil mi?

-Biz de öyle düşünüyoruz. Şu anda başta ABD olmak üzere Avustralya ve Avrupa ülkelerinin tamamına göndermek kaydıyla tesisimiz tam kapasite ile çalışıyoruz. Türkiye’ye satamıyoruz çünkü ülkemizde karşılığını bulamadık. Ama dünyanın en gelişmiş ülkelerine, sağlık konusunda en titiz en dikkatli ülkelerine gönderiyoruz. Diğer tarafta ceviz fındık ve aspir konusunda da bu üçlüyü başta Çin olmak üzere dünyanın dört bir yanına satabilir hale geldik. Eğer birilerine dünyada hangi ülkeyse kime aspir lazımsa bizi bulmak durumundalar. Dünyanın ilk üçünde belki birinci sıradayız. Ülkemizde çok az, Kazakistan ve Rusya’da bol miktarda yetişmesine rağmen biz gittik oralardan hammadde getirip katma değeri yüksek halde dünyaya satabilmek çok zor bir operasyondu. Hepsine sabrettik. Eğer biz bu çalışmaları yapmasaydık sadece ayçiçeği üzerinde dursaydık şu an Çotanak diye bir marka, Altaş diye bir tesis yoktu. Ben başlangıçtan bugüne geçen süreçte zaman zaman fazlasıyla yıprattığımızı hissediyorum. Bir de pandemi süreci… Tüm bunlara rağmen gelinen noktada ülkemizin en önemli dergilerinden birinin yaptığı “Türkiye’nin Anadolu Kaplanları” listesine 225’nci sıradan girmeyi önemsiyoruz. Bu da bizi daha büyük hedeflere yöneltiyor.

-Çok teşekkür ediyoruz…

 

Bu Haberlerede Göz Attınızmı ?