Kapat

Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil…

Bütün Yazıları Okumak İçin Tıklayın
 Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil…

Bugün önemli bir soruna odaklanıp çözüm önerilerimi sizlere iletmek üzere yazımı yazmaya başlamıştım ki; söyleyeceklerimin faydası olmayacağını ve uygulama alanı bulamayacağını düşündüm.

Selçuk Şağban

Sizlerin de bu ruh halini sıklıkla yaşadığını düşünüyorum. Bu bir tespitse, çözümü de olmalı diye kafa yorarken, sıklıkla sözlü olarak tekrarladığımız ama hayatımıza bir türlü uyarlayamadığımız bazı gerçeklikleri metin içerisinde özet olarak başlıklar halinde yazmak istedim. Belki yazılı bir şekilde bir arada olursa daha anlamlı ve uygulanabilir olacağını ümit ederek kaleme aldım. Hadi başlayalım;

Borsada bir jargon vardır; “işlem hacmi yaratmak” peki mecazi anlamı nedir?                          Her kurum ve kuruluşun mükerrer yaptığı heyetler, ülkelerin sanki yeni kurulmuş gibi her seferinde farklı heyetler tarafından keşfedilmesi, görüntü vermek için yapılan fuar açılışları, kesilen kurdeleler, kimsenin dinlemediği açılış konuşmaları, aynı makamlar ve genellikle aynı kişiler arasında sürekli yapılan tabak, halı ve hediye değişimlerine biz işlem hacmi yaratmak diyoruz. Etki analizleri  ve sonuç raporları; kurumların tozlu raflarında kalan ama konuşma metinlerinde ve istatistiklerde kesinlikle unutulmaması gereken konu başlıklarının ötesine geçemeyen eylemlerdir.

Günübirlik yaşayan ve etraflıca olayları düşünme ve analiz etmekten uzak olan halkımızın doğal olarak risk algısı da düşüktür. Risk algısı düşük olan toplumlar aynı hatayı yaparak her seferinde farklı sonuçlar bekler. Her olayın sonunda aynı mağduriyetin oluşması da toplumsal hafıza olmadığı için kaybolur gider.

Kurumsallıktan uzaklaşıp, köklü kurumlarını değersizleştiren yönetimler; zor durumda kaldıklarında çözüm üretemez, doğru akıl ve kurumsal hafıza ile birlikte liyakat kaybolduğu için görev tevdi edilen kişilerin dünya vizyonu ile orantılı olarak olaylara çözüm getirmeye çalışır ve genellikle toplumsal tepki ile birlikte bu kişiler görevi başkasına devretmek zorunda kalırlar. Kurumlar kaybolmaya başladıkça çoğalan; yüzsüzlüğü özgüvenle karıştıran; kurnaz, sinsi ve ahmak olan bu kifayetsiz muhterisler sonsuz özgüven alanında ama otoriteye de biat ederek, topluma zarar vermeye devam ederler. Bu kifayetsiz muhterisler bilgi, görgü ve kültürel anlamda donanımsız olduklarından bu açıklarını gösterişli yaşam tarzı ile dengelemeye çalışır ve ortaya görgüsüzlüğün hüküm sürdüğü bir yaşam tarzı çıkar.

Malum bu topraklarda kültürel olarak; insanlarımız iyiliği kadar taşlanır, merhameti kadar dışlanır. Bir ortamda mütevazı davranan bireye karşı ortamdaki saygı bir anda azalır. Böyle bir ortamda cehaletin ve bağnazlığın neden hâkim olduğuna şaşırmamak gerekir.

Toplumsal hafızanın zayıf olduğunu, insanların ruhlarının aç olduğunu gören muktedir için çalışan sosyolog ve psikologların, toplumu yönetmesi ve yönlendirmesi hiç de zor olmamaktadır. Sorun çözmenin yolu, daha büyük sorun yaratıp eskiyi unutturarak gündemden düşürmektir. Bu ülkede yıllardır rahatlıkla uygulanabilen ve her seferinde işe yarayan bir yöntemdir.

Meşhur biz söz vardır “güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.” Ülkemizde; yolsuzluk, israf, görev tevdi ederek kayırma istenmiyorsa çaresi bireysel değil katılımcı; kapsayıcı, tamamen şeffaf, hesap veren, egolardan uzak ve gücün sınırlandığı bir yönetimdir. Bunun adı iyi yönetişimdir. İnat ve öfkenin olmadığı ortamda aidiyet ve güven artar.

Bu ülkede, umudu kırılmış ve beklentileri azalmış olsa da gayretli insanlarımız çoktur. Bu durumda ise yapabilecekleri en iyi iş etraflarında “ehil” insan biriktirmeye devam etmeleridir.

En iyisi biz çalışmaya devam edelim, gün ola harman ola! Sağlıkla kalın…

Saygılarımla,

Selçuk Şağban

GerS Consulting

Yönetim Kurulu Başkanı

Bu Haberlerede Göz Attınızmı ?