Enflasyonda operasyon şart: Fiyatlama bozuldu, gıda ve altında oynaklığa dikkat!
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen panelde önemli ekonomistler, İran geriliminin etkilerini, gıda enflasyonundan, kur ve altından büyümeye kadar Türkiye ekonomisindeki kritik başlıkları değerlendirdi.
info@karadenizekonomi.com / 2.04.2026
Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, Türkiye’de enflasyonun artık “ciddi bir hastalığa” dönüştüğünü ve operasyon gerektirdiğini belirtirken, Prof. Dr. Ege Yazgan fiyatlama davranışlarındaki bozulmaya, Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da gıda fiyatları seyriyle altın fiyatlarındaki oynaklığa dikkat çekti.
İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS), moderatörlüğünü BİLGİ İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk’ün yaptığı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, Prof. Dr. M. Ege Yazgan ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun konuşmacı olduğu “2026 Türkiye Ekonomisi” paneli düzenledi.
Panelde, İran-İsrail gerilimiyle başlayan gündem ele alınırken, aslen Türkiye ekonomisinin geçmişi ve geleceği konuşuldu. Petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alınırken, gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi.
2025 yılının Türkiye ekonomisi açısından ortaya koyduğu tablo ve bunun 2026’ya yansımaları mercek altına alınarak enflasyon, büyüme, talep dengesi ve politika alanındaki son gelişmeler de tartışıldı.
Türkiye ekonomisinin bu konjonktürde daha dengeli bir yapıya mı geçeceğini ya da daha kırılgan bir yapının eşiğinde olup olmadığını Prof. Dr. Serda Selin Öztürk ilk olarak Prof. Dr. Asaf Savaş Akat’a sordu.
“Türkiye ekonomisinde anlamadığımız bir şeyler olmuş”
Akat, Türkiye’de ekonomide dengelenmenin olmadığını vurgularken, birden fazla yapısal olarak bulunan makro dengesizliklerdeki dengelerin, dengesizliklerinin değişimiyle ekonomide sorunların çözüldüğü belirtti. Enflasyonla dış açık arasında sürekli gel-gitlerin yaşandığını belirten Akat, 2024’te yapılan panelde 2025’e yönelik beklentilerini açıkladığını ve bunların gerçekleşmelere ne kadar yaklaştığına baktığında enflasyonda doğru tahminde bulunduğunu, dolar/TL ve dış dengede gerçekleşmeye yaklaştığını ancak büyümede tahminin çok uzakta kaldığını gördüğünü belirtti.
Bu durumu kendisine yönelerek sorguladığını belirten ünlü iktisatçı Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, kendi beklentilerini karamsar bulurken, sistematik hataların da olduğunu gördüğünü ifade etti. “Türkiye ekonomisinin bizim anlamadığımız bir şeyler olmuş galiba” derken, konut, otomobil, beyaz eşya gibi temel dinamiklerin göstergesi sayılabilecek ürünlerin satışlarının azalmadığını, göstergelerde diğer alanlardakilerin yanında istihdamın da artmadığını belirten Akat, tarım alanında dünyada fiyatların düşmesine karşın Türkiye’de arttığını, hizmetler sektöründe de katma değer ya da hacmin ölçülüp ölçülmediği konusunda da ciddi tereddütleri olduğunu belirtti.
“Ciddi bir hastalığa dönüşen enflasyon bilinen yöntemlerle düşmez”
Türkiye ekonomisinde dezenflasyon olduğunu ancak diğer alanlarda ciddi dengesizliklerin biriktiğini belirten Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, verimlilik, rekabet, talep yapısının yani yatırımların sorunlar içerdiğini söyledi.
Akat, “Enflasyon düşmüyor, tamam yükselmiyor ama. Enflasyondaki yükselişin kalıcı olmaya başladığını anladığımız 2010’ların sonundan bu yana söylediğimiz bir şey var; tekrar eden, düştükten sonra bile tekrar yükselen, artık kronik olmayı da aşmış, ciddi bir hastalığa dönüşmüş enflasyonun bildiğimiz yöntemlerle mücadelesi mümkün değildir. Bu bir operasyon işidir. Doktorların dediği gibi bazı hastalıklar ilaçla düzelmez, operasyon yapmak zorundasındır” dedi.
“Fiyatlama davranışlarında ciddi bir bozulma var”
Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, Prof.Dr. Ege Yazgan’a da ekonomide politika alanı kalıp kalmadığına yönelik sorusuna da Yazgan, politika alanı olduğunu ancak döviz, enflasyon ve büyüme üzerinden bakıldığında kurdaki seyrin sürdürülüp sürdürülebilir olmadığına bakılması gerektiğine ve rezervlerin bu seviyeleri ya da kontrollü yükselişin (TL’de değer kaybının) mümkün olup olmadığına bakılması gerektiğini belirtti.
İran savaşının uzaması halinde rezervlerin yeterli olmayacağını ancak şoklarda bu durumun sürdürülebildiğini belirten Yazgan, 2022’nin başında bu yana Türkiye’deki fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın çok hızlandığını ve adımların da arttığını belirtti. Şoklarla tetiklenen bir bozulma olduğuna dikkat çeken Yazgan, döviz kurlarında kontrollü bir seyir olmaması halinde sonucun daha önceki şoklarda görüldüğünü, kredi büyümelerinin de fiyatlara yansıdığını ve bu döngülerin de dolar talebini tetiklediğini de hatırlattı. Kredi büyümesinde “yatırıma dönüşün” ise enflasyonist olmadığına da vurgu yaptı.
2021’deki para politikasıyla servet bozulması oluştuğuna dikkat çeken Yazgan, Türkiye’de kayıtdışı ekonomideki büyüklüğün talebi canlı tuttuğuna da dikkat çekti. Üretimdeki eksiklerin giderilmesinin de çözümler dahilinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ege Yazgan, tarım gibi alanlarda bu dönüşlerin hızlı da olabildiğine bu gibi alanlara yönelmenin de doğru olduğuna işaret etti.
“Gıdada sorun çok geçici görünmüyor”
Gıda enflasyonundaki savaş öncesi de seyrin yüksek olduğunu hatırlatan Öztürk, Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’na bu alandaki yüksek seyrin geçici bir oynaklık mı, enflasyondaki genel görünümü bozucu bir etki yaratacak kalıcı bir yükseliş olup olmadığını sordu.
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, öncelikle enflasyondaki seyre ve beklentilere değinerek aradaki yüksek farkların da önemli sorunlar olduğuna dikkat çekti.
Gıda fiyatlarına yönelik de enflasyondaki payının yüksek olduğunu belirten Aslanoğlu, Türkiye’de gıdada özellikle de tarımda planlamanın eksikliğinin yüksek olduğunu, ekilecek alanların yaklaşık 20 yılda 1-2 milyon hektar azaldığını buna karşılık nüfusun 20 milyon, turizmle gelen yurt dışı ziyaretçilerin 50 milyon kişi arttığına dikkat çekerek planlamanın olmazsa olmaz olduğunu belirtti. Ayrıca tarım girdilerinde İran savaşında da yüksek etkilenen petrol ve gübre gibi yükselişlerin, iklim krizi gibi etkilerin de görüldüğünü belirterek gıda fiyatlarında yükselişin yapısal bir sorun olduğunu ve çok geçici bir durum olarak görünmediğini belirtti.
Bu nasıl kriz?
Panelin ikinci turunda Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, tarihte savaşların hegemonya kurmak üzerine kurulu olduğunu günümüzde de İran, Ukrayna savaşlarına bakıldığına durumun bundan farklı olmadığını belirtti. Türkiye ekonomisinin dünyadan bağımsız olamayacağını ve ekonomideki iyileşme süreçlerinde de dış etkenlerin görünümü bozduğunu ancak dünyada benzer savaşların ya da etkenlerin artacağını öngördüğünü belirtti. Türkiye ekonomisinin tüm hesaplarında “artık olay Trump’ı da aştı” diyerek bu gibi sürprizlere hazırlıklı olmak gerekiyor dedi.
“Dengesizliklerle mücadele adı altında, dengesizliklere yer değiştirerek bu durumu çözdük” diyen Akat, geçmiş krizlerden verdiği örnekte şunları söyledi:
“Geçmiş krizleri şöyle tanımlardık: 1994 krizinde mayıs ayında Renault bayilerinin satabildiği sadece 1 otomobil oluyor. Bir yıl önce aynı ayda 4 bin otomobil satılmış. Kriz dediğin böyle olur. Dolar da 10 bin liradan bir gecede 40 bin liraya çıktı. Kriz böyle olur.”
Merkez bankası faiz artırımına gider mi?
Prof. Dr. Ege Yazgan, Türkiye ekonomisindeki ana sorunun sürekli faiz konuşmak olduğunu belirtirken, TCMB’nin bu süreci gayet güzel yönettiğini söyledi. Ancak bundan sonrası için son Fed FOMC toplantısında Powell’a yöneltilen soruyu da hatırlatarak durumun herkes için “belirsiz” olduğunu vurgulayan Yazgan, bu durumda yapılacak en iyi şeyin de faiz artırımından ziyade manevra alanını genişletmek olduğunu ifade etti.
“Kriz olduğunda trafik rahatlıyordu”
Türkiye ekonomisine yönelik asıl konuşulması gereken konunun vatandaş nezdinde, tarım öncelikli olması gerektiğine işaret eden Yazgan, faizlerdeki yüksek seyre karşın “enflasyon neden düşmüyor ve ekonomi neden büyüyor” şeklinde sorulmasının daha doğru olacağını da vurguladı.
Faizlerin bu kadar yüksek olduğu uzun sürede talebin de düşmediğine dikkat çeken Yazgan, “Belki bu faizle talebin de o kadar alakası yok” dedi. “Eskiden kriz olduğunda trafik rahatlıyor diye görürdük” diyen Yazgan, “En son bu şekilde bir krizi 2018’de gördük” dedi.
“Altın, 70’lerde 40 dolardan 800 dolara çıktı”
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da ekonomideki sorunun artık tek başına para politikasıyla çözülemeyecek durumda olduğuna işaret ederken, altın, carry trade, konut gibi para politikasının etki etmediği alanların yarattığı servetin de talebi sürdürdüğüne dikkat çekti. Bu durumda konuşulması gereken kısmın gelir adaletiyle ilgili olduğunu belirten Aslanoğlu, alt ve orta sınıfın gelirinin erirken, servet sahibi kesimin ise gelirlerinin artığını belirtti.
Altın fiyatlarına yönelik de Aslanoğlu, 70’ler yaşanan stagflasyon döneminde ons fiyatlarının 40 dolardan 800 dolara çıktığını ancak arada 2 yıllık bir dönemde 40 dolardan çıktığı 200 dolar seviyesinden yeniden 100 dolara gerileyerek uzun süreçlerde de oynaklığının görüldüğünü hatırlattı. Altına talep olduğunu, dinamiklerin yükselişe işaret ettiğini ancak 70’lerdeki gibi oynaklıkların da o dönemle benzer dinamikler nedeniyle yüksek seyredebileceğine dikkat çekti.
Çok Okunanlar
Fındık Fiyatları
Son Güncelleme : 2026-04-02 08:23
| Şehir | Levant |
|---|---|
| TMO | 200 TL |
| GİRESUN | 283,00 TL |
| ORDU | 283,50 TL |
| DÜZCE | 283,50 TL |


