22.09.2026
Özellikle son 1,5 yıldır çarşıda, sanayide, sokakta sıkça duyduğumuz bir cümle vardı: “Banka mevduatı şu kadar getiri sunuyor ama para piyasası fonu alırsan kazancın biraz daha yüksek olur, hem de paranı istediğin zaman nakde çevirebilirsin.’’
Kulağa ne kadar cazip geliyor değil mi? Hem paranız düşük riskli bir yatırım aracında değerleniyor hem de mevduata yakın, zaman zaman biraz daha yüksek bir getiri elde ediyorsunuz. Üstelik paranıza erişmek de oldukça kolay.
Ancak son günlerde yaşananlar, bu kadar basit görünen bir yatırım aracının arkasında çok daha karmaşık bir yapı olabileceğini gösterdi.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) aldığı kararlarla 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği 131 yatırım fonu tasfiye sürecine girdi. Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren kararın ardından fonlarda alım satım işlemleri durduruldu.
Tasfiye edilen 131 fonun tamamı para piyasası fonu değil. Aralarında hisse senedi ve farklı stratejilerle yönetilen fonlar da bulunuyor. Dolayısıyla yaşananları para piyasası fonları güvenli değilmiş şeklinde okumak doğru değil.
Asıl mesele bundan biraz daha büyük.
80’lerin Bankerlerinden Bugüne Kalan Bir Ders
Eskiler çok iyi hatırlar; 1980’lerde Türkiye’nin içinden geçtiği meşhur bir Banker Krizi vardır. O dönemde yüksek faiz vaatleriyle insanların birikimleri sisteme çekilmişti.
Elbette bugünkü yatırım fonlarını 1980’lerin banker sistemiyle karşılaştırmak doğru olmaz. Bugün SPK düzenlemeleri, saklama sistemi ve çok daha kapsamlı bir denetim mekanizması var. Benzerlik sistemde değil, yatırımcı psikolojisinde. Getiri yükseldiğinde çok kolay unuttuğumuz basit bir soru var. Bu fazladan getiri nereden geliyor?
Fonlarda Ne Oldu?
Bir yatırım fonuna para yatırdığımızda para nakit olarak bir kasada beklemiyor. Fonun türüne ve stratejisine göre farklı finansal araçlardan oluşan bir portföy yönetiliyor.
Para piyasası fonlarında ağırlık kısa vadeli ve likit para ve sermaye piyasası araçlarında. Hisse senedi fonlarında ise doğal olarak hisse ağırlığı çok daha yüksek.
Normal koşullarda yatırımcı fon payını satar, fon gerekli nakdi sağlar ve yatırımcı parasını alır. Fakat çok sayıda yatırımcı aynı anda çıkmak istediğinde işler değişiyor.
Çünkü fondan para çıkabilmesi için portföyde yeterli nakit bulunması ya da bazı varlıkların nakde çevrilebilmesi gerekiyor. İşte burada likidite riski ortaya çıkıyor.
Son dönemde Borsa İstanbul’da yaşanan sert hareketlerle birlikte bazı fonlarda yatırımcıların nakit taleplerinin karşılanmasında sorunlar yaşandı. Aynı dönemde bazı fonların portföy yapıları, belirli hisselerdeki yoğunlaşmaları ve bu hisselerin likiditesi de tartışmanın merkezine yerleşti.
SPK da özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden, fiili dolaşımı düşük bazı hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirket finansallarıyla açıklanması güç fiyat hareketleri tespit edildiğini açıkladı.
Böylece mesele yalnızca birkaç fonun performansından çıkıp fon piyasası ile Borsa İstanbul arasındaki ilişkiye kadar uzandı.
Yatırımcı Parasını Çekebilecek mi?
Şu anda yatırımcının en çok merak ettiği soru doğal olarak bu. Tasfiye kapsamındaki fonlarda normal şekilde fonumu satayım, paramı alayım işlemi yapılamıyor. Alım satım ve iade işlemleri durdurulmuş durumda.
Ancak yatırımcının fon payı ortadan kalkmıyor. Tasfiye sürecini yürütmek üzere Ziraat Portföy Yönetimi ve İş Portföy Yönetimi görevlendirildi.
Bundan sonra fonların portföyündeki varlıklar piyasa koşulları, likidite ve yatırımcıların menfaatleri dikkate alınarak nakde çevrilecek. Oluşan nakit de yatırımcıların sahip oldukları fon payları oranında hesaplarına aktarılacak.
Üstelik herkesin parasını almak için tasfiyenin son gününü beklemesi gerekmeyebilir. Fonlarda nakit oluştukça dönemsel ödemeler yapılabilecek.
Ancak burada önemli bir nokta var. Yatırımcıya belirli bir tutarın veya yatırdığı ana paranın aynen geri döneceğine ilişkin bir garanti bulunmuyor. Sonuçta yatırımcıya ödenecek tutar, fonun elindeki varlıkların hangi değerlerden nakde çevrilebildiğine bağlı.
Peki Neden 6 Ay?
Tasfiye süresi başlangıçta 3 ay olarak belirlenmişti. SPK daha sonra bu süreyi 6 aya kadar uzattı. İlk bakışta parasını bekleyen yatırımcı açısından kötü haber gibi görünebilir.
Fakat işin bir de Borsa İstanbul tarafı var. Tasfiye kapsamındaki fonların arasında hisse senedi taşıyan fonlar da bulunuyor. Bu fonların portföyündeki bütün hisseleri kısa süre içerisinde satmaya çalışmak, özellikle piyasa derinliği düşük hisselerde ciddi bir satış baskısı yaratabilir.
Basitçe düşünelim. Bir fon belirli bir hissede büyük bir pozisyona sahipse ve tasfiye nedeniyle bu pozisyonu hızla kapatmak zorunda kalırsa, yeterli alıcı bulunamadığı durumda fiyat aşağı gelebilir.
Fiyat düştükçe fonun elindeki kalan hisselerin değeri de düşer. Üstelik bazı hisselerde peş peşe yaşanan taban hareketleri yatırımcı paniğini ve fonlardan çıkış taleplerini artırıyor. Fonlar bu talepleri karşılamak için nakit yaratmaya çalışırken yeni satışlar gündeme geliyor; bu da hisse ve fon değerini yeniden aşağı çekebiliyor. Kaldıraç kullanılan fonlarda ise bu hareketlerin getiride ki etkisi daha ağır olabiliyor. Dolayısıyla hızlı tasfiye, yatırımcıyı korumaya çalışırken yatırımcının eline geçecek tutarın daha da azalmasına neden olabilir.
Altı aylık süre tam olarak bu nedenle önemli. Amaç bütün varlıkları bir anda piyasaya boşaltmak yerine satışları piyasa koşullarına göre zamana yayabilmek.
Para Piyasası Fonu ile Hisse Senedi Fonu Aynı Değil
Tasfiye sürecinde bu ayrım da önemli. Para piyasası fonlarının portföyündeki kısa vadeli araçların bir kısmının vadesinin gelmesi beklenebilir. Vade geldiğinde oluşan nakit yatırımcı ödemelerinde kullanılabilir.
Hisse senedi taşıyan fonlarda ise durum daha hassas. Çünkü burada nakit yaratmanın yollarından biri hisseleri piyasada satmak.
Özellikle fonların büyük pozisyon taşıdığı, fiili dolaşımı düşük veya işlem hacmi sınırlı hisselerde satışların nasıl gerçekleştirileceği Borsa İstanbul açısından önemli hale geliyor.
Bu yüzden 131 fon tasfiye ediliyor, demek ki ellerindeki bütün hisseler satılacak ve borsa düşecek şeklinde doğrudan bir sonuç çıkarmak doğru değil. Satışların ne kadarının gerçekleşeceği, hangi varlıklarda yoğunlaşacağı ve ne kadar zamana yayılacağı belirleyici olacak.
Borsa İstanbul’u Nasıl Etkileyebilir?
Fonların portföylerindeki hisse senetlerini nakde çevirmesi doğal olarak belirli hisselerde satış baskısı yaratabilir.
Üstelik bu etki yalnızca ilgili hisselerle sınırlı değil. Fonların portföyündeki bazı şirketlerin endeks ağırlığının yüksek olması, satış baskısının BIST 100’e de daha belirgin yansımasına neden oluyor. Böyle dönemlerde şirketin temel görünümü değişmediği halde fon kaynaklı satışlarla fiyatların temel değerinden uzaklaştığı sert düşüşler görebiliyoruz.
Fakat bunun Borsa İstanbul’un tamamında ne ölçüde bir etki yaratacağını bugünden söylemek mümkün değil.
Üstelik tasfiye süresinin altı aya yayılması tam da böyle bir baskının kontrolsüz şekilde oluşmasını önlemeye çalışıyor. Fonların varlıklarını çok hızlı satarsanız piyasada satış baskısını artırabilirsiniz. Çok yavaş satarsanız bu kez parasına ulaşmayı bekleyen yatırımcıların mağduriyeti uzar.
Diğer taraftan SPK ve Borsa İstanbul’un fonlara, endekslere ve pazar yapılarına yönelik attığı yeni adımları da bu resmin bir parçası olarak görmek gerekiyor. Yapılan düzenlemelerle daha şeffaf ve sağlıklı fiyat oluşumunun desteklendiği; şirket seçimi, bilanço kalitesi ve değer yatırımcılığının daha fazla öne çıkabileceği bir piyasa zemini oluşturulmaya çalışılıyor.
Bir Garip Fon Meselesinden Geriye Ne Kalıyor?
Bence bu olayın sonunda para piyasası fonları riskliymiş ya da yatırım fonlarından uzak durmak gerekiyor gibi bir yere varmak doğru değil. Ama fon seçerken sadece ekrandaki getiri oranına bakmanın da yeterli olmadığı ortada.
Bir fon benzerlerinden sürekli daha fazla kazandırdığını görüyorsak, Portföyünde ne var? Hangi varlıklarda yoğunlaşmış? Ne kadar likit? Ve o fon, vaat ettiği yatırım stratejisiyle gerçekten uyumlu mu? gibi soruları da sormalıyız.
Son yaşananlar da bize bir kez daha gösterdi ki yatırım aracının adını bilmek, içinde ne olduğunu bildiğimiz anlamına gelmiyor.
Ve evet, finans dünyasının o eski sözü hala geçerli:
Bedava peynir sadece fare kapanında olur.
Sağlıcakla kalın...


