8.09.2026
Türkiye’de inşaat, uzun yıllar boyunca yalnızca bir üretim faaliyeti değil, en güvenilir yatırım araçlarından biri olarak görüldü. Farklı sektörlerde sermaye biriktiren birçok girişimci, inşaat sektöründeki kazancı görünce müteahhitliğe yöneldi.
Bunun sonucunda, belki de 25-30 yılda oluşması beklenen yapı stokunun önemli bir bölümünü çok daha kısa sürede ürettik. Şehirlerin çevresinde büyük siteler, konut projeleri ve ticari yapılar hızla yükseldi. Ancak bugün bu üretimin gerçek ihtiyaçla ve toplumun alım gücüyle ne kadar örtüştüğünü yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.
Yüksek enflasyon; arsa, malzeme, işçilik ve finansman maliyetlerini ciddi biçimde artırdı. Arsa sahiplerinin ve yatırımcıların fiyat beklentileri de geçmiş yıllardaki hızlı yükselişin etkisiyle yukarıda kaldı. Buna karşılık vatandaşın geliri ve krediye erişme imkânı aynı ölçüde artmadı.
Sonuçta elimizde yüksek fiyatlı, fakat alıcısı giderek azalan bir konut stoku oluştu.
Burada önemli bir ayrım yapmalıyız: Türkiye’de konut ihtiyacı sona ermedi. Deprem riski, kentsel dönüşüm, nüfus hareketleri ve eski yapıların yenilenmesi nedeniyle yeni ve güvenli konutlara hâlâ ihtiyacımız var. Fakat konut ihtiyacı ile konut satın alma gücü aynı şey değildir.
Bugünkü temel problem, piyasada hiç konut bulunmaması değil; doğru yerde, doğru büyüklükte ve vatandaşın gelirine uygun konutun yeterince üretilememesidir. Kısacası ev çok, erişilebilir konut azdır.
TOKİ ve Emlak Konut gibi kamu kuruluşlarının da önemli miktarda üretim yaptığı düşünüldüğünde, özel sektörün yeni yatırım kararlarını çok daha dikkatli alması gerekiyor. Kamu ve özel sektör üretiminin gerçek ihtiyaçlara göre planlanmaması, bazı bölgelerde arz fazlası ve satış sorunu doğurabilir.
Bu nedenle birçok yatırımcı bugün “Projeye başlasam mı, biraz daha beklesem mi?” sorusuyla karşı karşıya. Bir tarafta sürekli yükselen maliyetler, diğer tarafta satış hızı düşen bir piyasa bulunuyor. Artık yalnızca “Bu bina yapılabilir mi?” sorusu yeterli değildir. “Kim satın alacak, hangi ödeme gücüyle alacak ve bu bölgede gerçekten böyle bir konuta ihtiyaç var mı?” soruları da cevaplanmalıdır.
Önümüzdeki dönemde sektörün anahtar kelimesi daha fazla üretmek değil, doğru üretmek olacaktır. Doğru yerde, doğru metrekarelerde, sağlam mühendislik çözümleriyle ve vatandaşın ödeme gücüne uygun projeler geliştirilmelidir.
Türkiye’nin inşaata ihtiyacı devam ediyor. Ancak artık inşaatı hızlı kazanç sağlayan bir yatırım alanı olarak değil; ciddi planlama, mühendislik ve finansman gerektiren bir sektör olarak görmeliyiz.
Bugün sormamız gereken soru “Ne kadar inşaat yaptık?” değil; “Kimin için, nerede ve ne kadar doğru yapı ürettik?” olmalıdır.


