ASO Başkanı Ardıç: Bugün kapasiteyi konuşmak zorundayız
ASO Başkanı Seyit Ardıç, yüksek faiz, enerji ve lojistik maliyetleri ile küresel belirsizliklerin reel sektör üzerindeki baskıyı ağırlaştırdığını belirterek, “Dün maliyetleri konuştuk; bugün kapasiteyi konuşmak zorundayız” dedi.
info@karadenizekonomi.com / 11.05.2026
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Antalya’da düzenlenen 2026 yılı 1. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, yüksek faiz politikası, finansmana erişim sorunları, enerji maliyetleri ve küresel jeopolitik gerilimlerin sanayi üzerindeki baskısını artırdığını söyledi. Reel sektörün yalnızca iç ekonomik koşullarla değil, savaşların ve küresel kırılmaların yarattığı yeni maliyet düzeniyle karşı karşıya olduğunu belirten Ardıç, sanayisizleşme riskine karşı üretim kapasitesinin korunmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.
Altı ay önce yaptıkları uyarıların bugün daha kritik hale geldiğini ifade eden Ardıç, “Yüksek faiz politikasının reel sektör üzerinde oluşturduğu sert baskıyı ortaya koymuş; finansmana erişimin zorlaştığını, yatırım iştahının zayıfladığını, üretim yerine ithalatın giderek daha cazip hale geldiğini ifade etmiştik” dedi. Enflasyonla mücadelede kararlılığı desteklediklerini belirten Ardıç, “Ancak bu mücadelenin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini zayıflatmadan yürütülmesi için ekonomi programının reel sektör ayağının güçlü tamamlayıcı adımlarla desteklenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur” diye konuştu.
“İran-ABD-İsrail savaşı maliyetleri büyüttü”
Küresel gelişmelerin sanayicinin finansman yükünü daha da ağırlaştırdığını ifade eden Ardıç, İran-ABD-İsrail hattında yaşanan savaşın enerji ve lojistik maliyetlerini sert şekilde yukarı çektiğini söyledi. Ardıç, “Yanı başımızda patlak veren İran-ABD-İsrail savaşı enerji fiyatlarını yüzde 60 yukarı çekti; yarın sabah ne olacağını bilmiyoruz; navlun ve sigorta maliyetlerini yükseltti, tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar yarattı” dedi.
Oluşan belirsizlik ortamının enerji, hammadde, ara malı ve teslimat süreleri üzerinden üretim maliyetlerini artırdığını vurgulayan Ardıç, bugün reel sektörün üzerine ciddi bir maliyet yükü bindiğini kaydetti. Meslek komitelerini Ankara sanayisinin “erken uyarı sistemi” olarak tanımlayan Ardıç, konuşmasının temel çerçevesini ise şu sözlerle özetledi: “Dün maliyetleri konuştuk; bugün kapasiteyi konuşmak zorundayız.”
“Yeni küresel rekabetin ekseni değişiyor”
Dünyada artık yeni bir maliyet düzeni kurulduğunu belirten Ardıç, savaşların yalnızca cephede değil; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında ve merkez bankalarının kararlarında sonuç doğurduğunu söyledi. Firmaların artık yalnızca “Nerede daha ucuza üretirim?” sorusunu değil, “Nerede daha güvenli üretirim, daha öngörülebilir tedarik sağlarım, daha kesintisiz teslimat yaparım?” sorusunu sorduğunu ifade eden Ardıç, yeni rekabetin teknoloji, verimlilik, veri güvenliği ve standartlara uyum kapasitesi üzerinden şekillendiğini dile getirdi.
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ihracatçı açısından yeni bir dönemi başlattığını belirten Ardıç, “Artık malı ihraç ederken karşımıza çıkacak soru yalnızca ‘Kaça mal ettin?’ değildir; ‘Bunu üretirken ne kadar karbon saldın? Verisi nerede?’ olacaktır. Karbonunu hesaplayamayan, dijital ürün izini ortaya koyamayan üretici, pazara aynı koşullarda giremeyecektir” dedi.
“Yapay zekâyı etkin kullanmak zorundayız”
Yapay zekânın iş modellerini kökten değiştirdiğini vurgulayan Ardıç, “Yapay zekâyı kullanalım mı sorusu artık geride kalmıştır. Doğru soru, yapay zekâyı daha etkin nasıl kullanabiliriz olmalıdır” diye konuştu. Üretim süreçlerinin ölçülebilir hale gelmesinin kritik önem taşıdığını belirten Ardıç, “Veriyi üretemeyen, süreci ölçemeyen üretimi dönüştüremez, ürünü değere çeviremez” ifadelerini kullandı.
“Ankara aynı şehirde ama aynı ekosistemde değil”
Ankara’nın savunma sanayi, üniversiteler, teknoparklar, organize sanayi bölgeleri ve kamu kurumlarının aynı şehirde bulunması bakımından büyük avantaja sahip olduğunu söyleyen Ardıç, buna rağmen şehirdeki aktörlerin yeterince temas etmediğini kaydetti.
“Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor” diyen Ardıç, Ankara’nın üretim gücünün iş birliği ve yenilik kapasitesiyle büyütülmesi gerektiğini ifade etti. Ardıç, savunma sanayiinin mühendislik disiplininin makine sanayiinin üretim kabiliyetiyle, teknoparkların yazılım ve donanım birikiminin OSB’lerin üretim tecrübesiyle buluşturulması gerektiğini söyledi.
Savunma sanayiisinin Ankara için yalnızca bir sektör olmadığını vurgulayan Ardıç, “Ankara’mızın 18,5 milyar dolarlık toplam ihracatının yaklaşık üçte biri savunmadan gelmektedir. Şehrimizde savunma sanayimiz için çalışan 50 bin nitelikli mühendis ve teknik personel, hem üretimimizin hem Ar-Ge yoğunluğumuzun kalbindedir” dedi.
Savunma alanındaki ileri malzeme, yapay zekâ, sensör, otonom sistem, siber güvenlik, test altyapısı ve Ar-Ge yetkinliğinin enerji, medikal cihaz, raylı sistemler, tarım teknolojileri, otomotiv elektroniği ve makine sektörlerine aktarılması gerektiğini belirten Ardıç, savunma sanayiine tedarik sağlayan firmaların küresel tedarik zincirlerine doğrudan açılmasını istediklerini ifade etti.
“Yüksek teknoloji ihracatta merkeze yerleşemedi”
Türkiye’nin ihracatta önemli mesafe aldığını ancak yüksek teknolojili üretimde istenen dönüşümün sağlanamadığını belirten Ardıç, 2025 yılında yüksek teknolojili ürün ihracatının 9,9 milyar dolar seviyesinde kaldığını, buna karşılık ithalatın 37 milyar doları aştığını söyledi. Ardıç, “Sorunumuz; yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatımız içindeki payının uzun yıllardır yüzde 4’ler bandında çakılı kalmasıdır. 2025 sonu itibarıyla bu pay yüzde 3,8’dir. Yani yüksek teknoloji, ihracat yapımızın merkezine yerleşemedi” dedi.
Orta-yüksek teknolojili sektörlerde görece olumlu bir tablo bulunduğunu belirten Ardıç, otomotiv, makine, elektrikli ekipman, kimya ve savunma sanayisinde önemli kapasite oluştuğunu söyledi. Ardıç, “Üretim kapasitesi bakımından Avrasya’nın üretim üssü olma hedefine önemli ölçüde yaklaştık. Ancak yüksek teknoloji, verimlilik ve yerli katma değer cephesinde aynı şeyi söyleyemiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, Avrasya’nın Güney Kore’si olmak zorunda”
Küresel ölçekte devletlerin yeniden sanayi politikalarının merkezine döndüğünü vurgulayan Ardıç, ABD’nin Çip Yasası, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları, Çin’in yapay zekâ ve elektrikli araç yatırımları ile Güney Kore’nin yarı iletken ve batarya stratejilerini örnek gösterdi. Türkiye’nin tarihi bir tercihle karşı karşıya olduğunu belirten Ardıç, “Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.
“Sanayi batarsa, geminin sigortası da kalmaz”
Bankacılık sistemine de çağrıda bulunan Ardıç, sanayicinin yalnızca işletme kredisine değil, teknoloji dönüşümünü ve üretken yatırımı destekleyecek uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyduğunu söyledi. KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payının 2024’te yüzde 35,2’ye gerilediğini belirten Ardıç, OECD ortalamasının ise yaklaşık yüzde 47 seviyesinde olduğunu ifade etti.
Ardıç, “Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir. Ama o ülkenin fabrikaları yatırım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finansmana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya çalışıyorsa, orada finansal güç kalkınma gücüne tam olarak yansımamış demektir” diye konuştu. Finansman mimarisinin teknolojik yeniliği ve üretken yatırımı ödüllendiren bir yapıya kavuşması gerektiğini belirten Ardıç, “Çünkü kapasiteyi finansman olmadan kuramazsınız. Sanayici ve banka olarak aynı geminin içindeyiz. Sanayi batarsa, geminin sigortası da kalmaz” dedi.
“ASO Serbest Bölgesi ve Teknoloji Üssü için çalışıyoruz”
ASO olarak teknoloji ile üretim arasındaki boşluğu kapatacak mekanizmalar üzerinde çalıştıklarını belirten Ardıç, üniversite-sanayi iş birliğini ve teknopark ile organize sanayi bölgeleri arasındaki bağı protokol düzeyinden sahaya taşımayı hedeflediklerini söyledi. Ardıç, “Bu hedefleri destekleyecek, sanayinin mekansal gelişimini sağlayacak ASO Serbest Bölgesi ve ASO Teknoloji Üssü gibi yapılar oluşturmak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
“Sanayisizleşme riskinin önünde duracağız”
Sanayicinin mevcut koşullar altında ayakta kalmaya, nakit akışını yönetmeye, müşteri ve pazarı kaybetmemeye çalıştığını belirten Ardıç, kısa vadeyi ödüllendiren ekonomik yapının uzun vadeli dönüşümü zorlaştırdığını söyledi.
Çaresiz kalan sanayicinin doğal olarak üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başladığını ifade eden Ardıç, şu değerlendirmede bulundu: “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir. Mesele niyet değildir, mesele kuralın yönüdür.”
Sanayisizleşmenin sessiz ilerleyen bir süreç olduğuna dikkat çeken Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır” dedi.
Bu sessizliği bozmanın görevleri olduğunu vurgulayan Ardıç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu salondaki ortak fikir şudur; sanayisizleşme riskinin önünde duracağız. Kararlıyız.”
Çok Okunanlar
Fındık Fiyatları
Son Güncelleme : 2026-05-11 10:57
| Şehir | Levant |
|---|---|
| TMO | 200 TL |
| GİRESUN | 283,00 TL |
| ORDU | 283,50 TL |
| DÜZCE | 283,50 TL |


