4.11.2026
Geçtiğimiz günlerde ailemi ziyaret etmek için Ordu’ya geldim. İstanbul’un o nefes aldırmayan, her adımın parayla ölçüldüğü temposundan çıkıp memleketin havasını soluyunca, insan ister istemez kendi hayatının hesabını da yeniden yapıyor.
3 Kasım’da açıklanan enflasyon rakamlarına da biraz bu gözle baktım. TÜİK’e göre ekim ayında tüketici fiyatları yüzde 2,58 arttı. Yıllık enflasyon, eylüldeki yüzde 29,73 seviyesinden yüzde 29,77’ye çıktı. Yıllık oranda sınırlı bir değişim olsa da fiyat artışları devam ediyor.
İstanbul Ticaret Odası’nın ekim verisinde ise aylık artış yüzde 2,47, yıllık artış yüzde 32,47 oldu. İki kurumun endeksleri kapsam ve ağırlıkları bakımından farklı olduğu için bu rakamları birebir aynı ölçüm gibi okumamak gerekiyor. Ancak İstanbul’daki fiyat hareketlerini ayrıca izlemek, büyükşehirde geçinmenin yükünü konuşurken önemli.
Peki oranların bizim evdeki karşılığı ne?
Türkiye genelindeki ortalama enflasyon, her ailenin aynı masrafla ve aynı geçim şartlarıyla karşılaştığı anlamına gelmiyor. Nerede yaşadığımız, kiracı olup olmadığımız, işe nasıl gittiğimiz ve ailemizden destek alıp alamadığımız, o rakamın cüzdanımıza nasıl yansıyacağını değiştiriyor.
Büyükşehrin Maliyeti: Kapıdan Çıkmanın Hesabı
İstanbul’da yaşamak, yalnızca market alışverişini ve kirayı karşılamakla bitmiyor. İşe gitmek, bir arkadaşla buluşmak, mecburen dışarıda yemek yemek veya gün içinde birkaç farklı yere ulaşmak da bütçenin parçası.
Şu an İstanbul’da kiralar 45.000 TL’den başlıyor. Ve bu evler öyle lüks de değil. Eski yapılarda, yaşamak için uygun kabul ettiğimiz evler. Güneşli bir havada rahatça sahile inmek gibi bir lüksümüz de yok. Trafik ve kalabalık inanılmaz boyutta.
Yemek sektöründe ise fiyatlar sanki asgari ücret 100.000 TL gibi belirlenmiş durumda. Tek kişinin doyurucu bir yemek için ödediği fiyat 1.000 tl.
Ordu’nun Perşembe ilçesinde balıkçıların olduğu bir yer var. Oradan mezgitin kilosunu 400 TL’ye alıp ayıklattık ve pişirttik. Denize karşı yedik. Bunu İstanbul’da bu maliyetle yapmak gerçekten mümkün değil.
TÜİK’in erişilebilen son bölgesel fiyat düzeyi araştırmasında, 2024 yılı için İstanbul’un endeksi 112,6. Türkiye ortalaması 100 kabul edildiğinde bu, aynı araştırma sepetinin İstanbul’da ortalamadan yüzde 12,6 daha pahalı olduğunu gösteriyor. Konut grubundaki endeks ise 147,3. Bunlar 2026 fiyatları olmasa da barınmanın şehirler arasındaki yaşam maliyeti farkında ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.
Benim İstanbul’da en çok gördüğüm de bu. Para kazanmak için harcadığımız zamanın yanına, o şehirde yaşayabilmek için harcadığımız para ekleniyor. Ay sonu kalan ise koca bir boşluk.
Ordu’da Hesabı Değiştiren Şeyler
Ordu’ya gelince hayatın bazı taraflarının daha az masrafla ve daha keyifli yaşanabildiğini hissediyorum. Özellikle merkezde günlük ihtiyaçlara daha kısa mesafelerde ulaşabilmek, bir ziyaret için şehrin bir ucundan diğerine gitmek zorunda kalmamak önemli bir rahatlık.
Elbette burada da market alışverişi, akaryakıt ve faturalar bütçeyi zorluyor ancak aile ve komşuluk ilişkilerinin sağladığı desteği de küçümsememek gerekiyor.
Daha Az Masraf, Her Zaman Daha Kolay Geçim Demek mi?
Bu karşılaştırmayı yaparken kendime hatırlattığım bir nokta var: İstanbul’dan gelen bir gelirle Ordu’da yaşamakla, Ordu’da çalışıp geçinmek aynı şey değil.
Daha düşük bazı giderlerin yanında gelir düzeyini, iş seçeneklerini ve kazancın ne kadar düzenli olduğunu da düşünmek gerekiyor. Tarımsal gelirle geçinen bir aile için para belirli dönemlerde ele geçerken giderler yıl boyunca devam ediyor.
Bu yüzden Ordu’yu bütün ekonomik sıkıntıların dışında bir yer gibi görmek doğru olmaz. Burada yaşayanların da borcu, geçim kaygısı ve gelecek hesabı var.
Benim dikkatimi çeken, aynı sıkıntının farklı şehirlerde farklı biçimlerde yaşanması. Bir yerde kira bütçeyi sıkıştırırken başka bir yerde gelirin düzensizliği veya iş bulma güçlüğü öne çıkabiliyor.
Esnafın Hesabında da Şehrin Payı Var
Bu fark esnafın hesabına da yansıyor. Dükkanın bulunduğu yer, kira, müşteri yoğunluğu ve personel ihtiyacı, satılan ürünün fiyatını etkiliyor. İstanbul’da içtiğimiz bir çayın hesabında yalnızca çayın maliyeti bulunmuyor.
Ordu’da da her işletmenin gideri düşük değil. Ancak tanışıklığın ve devamlı müşterinin ticarette daha görünür olduğu yerlerde, ödeme konusunda sağlanan küçük bir esneklik bile zor zamanda rahatlatıcı olabiliyor.
Gerçek Refah: Kazandığımızdan Bize Ne Kalıyor?
Ordu’ya bu gelişim, kazandığımız para kadar yaşadığımız yerin de önemli olduğunu yeniden düşündürdü.
Eskiden büyükşehre gitmek, daha iyi bir hayatın başlangıcı olarak görülürdü. Bugün kendi adıma bu hesabı yeniden yapmaya değer buluyorum. Daha yüksek maaşın yanında daha yüksek giderleri ve kendimize ayırabildiğimiz zamanı da tartmak gerekiyor.
İstanbul’dan Ordu’ya bakınca benim aklımda kalan soru da bu: Daha çok kazanmak için mi yaşıyoruz, yoksa kazandığımızla daha iyi yaşayabilmek için mi?
Haftaya görüşmek üzere.


