10.12.2022

Bir ihracat üst kuruluşu yetkilisinin geçen hafta ‘’Zeytinyağında 5 yıllık ihracat hedefimiz 1 milyar dolar ‘’ sözlerini okuyunca, 21 yıl öncesine gittim ve ‘’Hep déjà vu yaşamak bu ülkenin yazgısı mı ?’’ demekten kendimi alıkoyamadım.
Yıl 2001 ve tarih 9 Kasım’dı. Ayvalık Ticaret Odası‘nın konuğu olarak ‘’ Zeytinyağında 1. Lig Hedefi‘’ başlıklı bildirimi sunarken şöyle demişim : Bu noktada Türkiye 500 bin ton yağ üretimiyle 1. Lige çıkmak istiyor. 10 yıl sonra 500 bin ton üretim Türkiye için olağan bir rakam olacaktır.Bu, 1.5 milyar $’lık bir ihracat demektir…
Bir ihracat üst kuruluşu yetkilisinin geçen hafta ‘’Zeytinyağında 5 yıllık ihracat hedefimiz 1 milyar dolar ‘’ sözlerini okuyunca, 21 yıl öncesine gittim ve ‘’Hep déjà vu yaşamak bu ülkenin yazgısı mı ?’’ demekten kendimi alıkoyamadım.
Türkiye ve AB 1995’de bir Gümrük Birliği (GB) Anlaşması imzaladı.Bununla tüm sanayi ürünlerinin gümrüğü karşılıklı olarak sıfırlandı. Ama tarım bu kapsamın dışında kaldı. O günün siyasi yönetimi büyük bir aymazlıkla ‘’ Gümrük Birliği, AB Tam Üyeliğinin İlk Adımıdır!‘’ şeklinde konuyu geçiştirdi.
Tarım ürünlerinin AB’ye ihracat çıkmazı, o gündür-bu gündür hep böyle gidiyor.
Bu yıl bir rekor, 421 bin ton zeytinyağı üretimi bekliyor. Ama zeytinyağının AB’ye ihracat yolları tıkanık.
Gümrük Birliği Anlaşması tarım konusunda ‘’Aşil Topuğu’ndan vurulmak‘’ anlamını taşıyor…
Türkiye’nin GB Anlaşma’sıyla resmi kotası (hakkı) 100 ton (YAZIYLA YÜZ TON ). AB ile hiç bir ticaret anlaşması olmayan Tunus’un 2022 kotası ise 56.700 ton.
İhracat, o da yapılabilirse, yüksek vergisini ödeyerek ama ‘’dökme zeytinyağı‘’ olarak ve tabii ki düşük katma değerle gerçekleştiriliyor. Devlet de dökme zeytinyağı na ihracına izin vererek ‘’düşük katma değer‘’ için yeşil ışık yakıyor. Türkiye bunun için ihraç fiyatlarında ‘’damping‘’ yapıyor.
Bu ‘’izin’’ kuşkusuz AB pazarına ‘’otomatik giriş hakkı’’ anlamına gelmiyor. Bu iş için % 33 fark giderici bir kaldıraç vergisi ödeniyor. AB bununla kendi zeytinyağı üreten üyelerini (İspanya, İtalya ve Yunanistan) koruyor.
Hesap açık :Türkiye bu yılki 421 bin tonluk zeytinyağını kg’ı 3 dolardan ihraç etseydi, döviz girdisi bu yıl 1.2 milyar $ olacaktı. Oysa en iyimser tahminle beklenti 500 Milyon dolar.
Türkiye’nin büyük tarım potansiyeli olduğunu söyleyenler nedense hep çoğunluktadır… Ama bu işin üretim tekniği ve verimden geçtiğini bilen olarak ben buna inanmam. Zaten bu ‘’potansiyel‘’ hep bir ‘’ belirsiz gelecek ‘’ olmaktan ibaret.
Konuyu açayım: Tarımsal ihraç ürünlerinde ülkenin ilk üç ürünü fındık, kayısı ve zeytinyağı. İhracat rakamları -o da iyi gününde- fındıkta 2 milyar, kayısıda 400 milyon ve zeytinyağında 250 milyon dolar.
Potansiyel dediğimiz bir ‘’ katma değer cılızlığı ‘’ile eşdeğerdir.
Bu cılızlık bir sacayaktan oluşuyor: İlki, yapılan tarımın ilkelliği ( Zeytinyağında ağaç başına verim 2 kg). İkincisi, dünya ticaretinin tarıma getlrdiği akıl almaz kısıtlar. Üçüncüsü ‘’aklı fukara‘’ politikacının basiretsizliği/ umarsızlığı.
27 yıldır Gümrük Birliği Anlaşmasını 27 yıldır kedinin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi izliyoruz, sonuç sadece ‘’ sıfır‘’.
Meraklısına ek bilgi :Zeytinyağı Prensesi olarak andığım ve zeytinyağında Dünya İkincisi olmuş dostum Selin Ertür, Toscana kalitesi eşdeğeri 3 zeytinyağı numunesine İtalya’dan geçen hafta gelen cevap şuydu :Ürününüz harika ama fiyatınız tutmuyor..
Yaşar Kemal ustamız, bu ayrıntılara bakmadan ‘’en büyük tehlike‘’ ye işaret ederek şöyle diyor: Çağımızda doğanın yok edilmesi artık dünyamızın başlıca sorunudur. Havanın,suyun kirlenmesi, doğanın dengesinin bozulması insanlığın bugünkü sorunlarından başlıcasıdır.