9.03.2026
Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler, enerji ve lojistik maliyetlerindeki oynaklık ve finansal sıkılaşma; Türkiye’de üretim yapan reel sektörü doğrudan etkiliyor.
Yakın coğrafyamızdaki belirsizlikler sadece haritayı değil, bilançoları da değiştiriyor. Sanayici artık üretim kadar kur riskini, faiz riskini ve tahsilat riskini yönetmek zorunda kalıyor.
Ekonomide büyüme devam etse de büyümenin kompozisyonu kritik önem taşıyor. Tüketim ağırlıklı bir genişleme modeli kısa vadede hareketlilik sağlasa da kalıcı refah; yatırım, üretim ve ihracatla mümkün. Ancak bugün yüksek finansman maliyetleri nedeniyle birçok işletme yatırım planlarını erteliyor. Öncelik büyümek değil, ayakta kalmak haline gelmiş durumda.
Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikası makro dengeler açısından gerekli görülse de, mikro ölçekte ciddi bir baskı oluşturuyor. Krediye erişim zorlaştı, maliyetler arttı, limitler daraldı. Anadolu’daki birçok sanayici artık “kazandığımızı finansmana ödüyoruz” diyor. Kar marjları erirken reel sektör adeta bankalara çalışır hale geliyor.
Oysa Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi; üretim yapan, istihdam oluşturan ve ihracat gerçekleştiren işletmelerin güçlenmesine bağlıdır. Finansmana erişemeyen işletme yatırım yapamaz, yatırım yapamayan işletme istihdam oluşturamaz.
Bu nedenle ekonomi yönetiminin, özellikle Anadolu iş dünyasını rahatlatacak; yatırım ve istihdam odaklı, uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman paketlerini devreye alması kritik önem taşıyor. Reel sektörün nefes alması, sadece iş dünyasının değil, ülke ekonomisinin geleceği açısından da hayati bir ihtiyaçtır.
HAFTANIN SÖZÜ
“Üreten, istihdam sağlayan ve yatırım yapan iş dünyası güçlenmeden ekonomi kalıcı olarak güçlenemez; reel sektör nefes alırsa Türkiye büyür.”



