18.12.2021

1990‘dan bu yana düşük büyüme / kımıldamayan fiyatlar /az değişim cenderesine sıkışmış olan Japonya’da egemen politik akım ve sistem çözümsüz kalınca, çözüm anahtarını gençler / kadınlar ve yaşlılar üstlendi.
Aşağıdan yukarıya işleyen bu değişim mekanizması,Japon toplumunun her alanında hissediliyor.
Sorunun tanısını ‘’Tumultuous Times:Central Banking in the Era of Crises’’( Karışık Zamanlar : Kriz Dönemlerinde Merkez Bankacılığı) başlıklı, bu yıl yayınlanan eserde eski Merkezbank guvernörü M. Shirakawa koydu ve dedi ki :
-Nüfus azalıyor ve yaşlanma etkeniyle tüketim de azalıyor,iş Merkez Bankacılığının çok dışında bir yerlerde düğümlü...
Japonya, son 30 ayda iktidar partisi LDP’den 3 Başbakan eskitti. Sonuncusu ( Fumio Kıshida,doğ. 1957) seçimlerde kapitalizmin modelleri olmadığını bilmezcesine ‘’Yeni model bir kapitalizm‘’vaat ederek, 483 milyar $’lık bir paket açtı. Ama bu paket sonuçsuz kalacak. Para, kırık-dökük kamu projelerine ve yandaş kuruluşlara dağıtılmasıyla kalacak. Kuşkusuz Japonya’nın çıkmazı salt azalan tüketimde değil, olayda içiçe girmiş siyaset-şirket ilişkileri, ömür boyu istihdam adıyla mafiavari bir işçi takip sistemi( nikkeiren), kadınlara şiddeti özendiren yasa ve kabuller, göçe kapalı yasalar, farklı cinsel tercihler yaşayan insanları yok sayan yasal altyapı, hepsi hepsi, büyüğe, devlete, işverene sadakati ve itaati öven Konfüçyüs Felsefesi‘nin tortuları...
O halde, değişim nerede, gelin oralara bakalım :
*Kadınlar: Japon toplumunda kadın hep 2.sınıftır. Yasalar uygulanmaz, kadın üstünde şiddet yaygındır. Şimdi onlar tepki olarak istihdam ordusuna katıldılar, her 3 kadından 2‘si artık çalışır durumda.Evlenmiyorlar, ortalama evlilik yaşı 29‘a kadar yükseldi. Erkeklerle % 40 olan ücret açmazını verimlilik esaslı parça iş yaparak aşıyorlar. Şiddete karşı ‘’semt komiteleri ‘’var, dişe diş direniyorlar. Parlamentoda kadın oranı sadece % 10 ama Tokyo Belediye Başkanı 2016‘da bağımsız olarak seçilmiş bir kadın (Yuriko Koikei).
*Gençler: Ya a-politik ya da hikikomori tarzı denilen toplumdan yalıtılmış yaşarlarken, gençler şimdilerde büyük bir start-up dalgası yarattılar.Girişimlerin çoğu, sosyal girişimcilik ağırlıklı. Hemen hepsi yerel özellikte.Ürünleriyle ses getiriyorlar.
*Yaşlılar:Ortalama yaşın 88 olduğu bu toplumda yaşlılar ‘’ölümü bekleyenler’’ konumundan çıktılar. 70-74 yaşın üçte biri, 65-70 yaş grubunun yarısı artık çalışıyor.Hedeflerini ‘’sağlıklı, otonom yaşam ‘’olarak niteliyorlar. Yereldeki sosyal organizasyonlara da katılarak etkin oluyorlar.
*Göçmenler:Ortada bir politika ve yasal düzenleme yok ve kapalı bir ada ülkesi (shimaguni) ) olarak kendini tanımlayan Japonya’da artık 1.7 milyon yabancı uyruklu çalışan var. Onlara uygulanan haksızlıklar, toplumsal tepkilere yol açıyor. Göçü ve göçmeni kabullenen yeni yasalar ‘’homojen‘’ olarak varsayılan Japonya’yı ‘’çok katmanlı‘’ hale gelmesinde adım olacak.
Japonya’nın deflasyon ya da sürekli durgunluk ( secular stagnation ) halini mevcut ekonomik tahliller üstünden okumak/anlamak mümkün değil.
Daralmış gözüken bu toplum 5.3 Trilyon $ ulusal gelirle dünyanın 2. büyük ekonomisi. Kişi başına gelir 42.000 $.
Sorun, artan yaşlanmayla birlikte tüketim eğilimlerinin düşmesi. Ne fiyatlar, ne de tüketim artıyor. Sistem, reçeteyi ‘’teşvik paketleri ‘’ açmakta arıyor. Sonuçsuz kalıyor, çünkü sorun toplumsal.
Toplumlar şu ya da bu şekilde değişir, önemli olan bu değişimin yönü...
Japonya’da egemen ve değişmez sistemin koruyucusu olarak 1955‘den bu yana iktidarda olan LDP onca zaman sadece ayak sürüyünce, 126 milyon nüfuslu Japonya‘da kadınların ve gençlerin sessiz ve derinden değişim yürüyüşü,büyük Japon sinemacı Akina Kurosawa‘nın(1910-1998) filmlerini izlemeye benziyor.
Zaman vermeyelim, ama yakınlarda yeni ve bambaşka bir ‘’Sosyal Japon Mucizesi‘’ gözlemeye hazır olalım. Üstelik bu değişimin Doğu Asya için bir ‘’rol model ‘’ oluşturmasını beklemek bile mümkün.
Bu defaki ekonomik değil, toplumsal olacak. The Economist dergisinin ‘’Japonya Özel Dosyası’’ndaki sözleriyle ‘’Bu ceviz kırılmaz sözü eski bir safsatadan ibaret ‘’, ceviz içten içe, adım adım kırılıyor.
DPT‘nin yetiştirdiği yetkin uzman Atilla Sönmez*’e son sözü bırakalım, Doğu Asya’yı en iyi tanıyanlardandı :
-Deflasyon(durgunluk) ‘’her şeylerin yolunda gitmediği duygusu‘’ ve ‘’geleneksel Japon kurumlarının yeni ortaya çıkan orunları çözmede yetersiz kalması ve bunun yarattığı huzursuzluk ‘’tur. Yetersiz kalan taleptir ve 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kullanılan reçeteler yetersiz kalmaktadır. Zoraki kamu harcamaları sendromu yaşanmaktadır.Deflasyonda para politikası Keynes’in sözleriyle nesneyi iple itmeye benzer. Ortada bir ‘’ nakit kapanı ‘’ ve ‘’deflasyon psikolojisi’’ var. (...) Reformlara karşı güçlü gruplar vardır, yine de değişiklik kaçınılmaz gözüküyor. Bu güçlükler, Japonya’nın 1940’lı yıllarda yaşadıklarının yanında herhalde çok küçük kalır.
İstanbul‘dan giderek ABD Harvard’da haklı bir isim yapan bilim insanı Profesör Dani Rodrik’in sözleriyle ‘’Buhranları en ucuz atlatan ülkeler çıkar zorluklarını bağdaştırıcı kurumlara sahip ülkelerdir’’.
Japonya’nın geleneksel ve arkaik kurumları şimdi bu sınavdan geçiyor...