14.02.2026

Jeopolitik risk mi?-1

İstanbul Sanayi ve Teknoloji Grubu kurucusu Adnan Dalgakıran‘ın davetiyle Türkiye’nin Yakın Pazarlardaki Jeopolitijk Gelişmeler konulu bir toplantıya katıldım.

Sn. Adnan Dalgakıran’ı İSO Meclis Başkanı olarak ‘’şeytan taşlayan’’ ve sorgulayan tavrıyla tanıyorum. Dalgakıran Yüzleşme: Türkiye Vasatlıktan Nasıl Çıkar? başlıklı çalışmanın yazarı. Bu çalışmada da bizi hesaplaşmaya davet eden bir analiz egemen. Ezcümle, Voltaire’nin Candide adlı eserinde yaptığını yapıyor. Bizi  kendi evimizin önündeki çakıl taşlarını  toplamaya çağırıyor.

Platformun 16.buluşmasında 80 insan vardı.

Prof.Evren Balta iyi hazırlanmış bir jeopolitik analiz sundu, fırsat ve tehlikenin yanyana yarıştığı bir yeni yapının oluştuğunu vurguladı.

Ama Dalgakıran’ın şu sorusu karşılıksız kaldı:

-(Bu dünya oluşumunda) bir avantaj gözlemlemiyorum. Türkiye’nin pazar alanı daraldığı gibi  Türkiye’de maliyet artışı  ve ölçek zayıflığından kaynaklanan bir yapının egemenliğinde avantajlı bir yer ( alan) var mı?

Kulakları çınlasın,Tınaz Titiz Sorun Nasıl Çözülmez adlı  çalışmasında  ‘’kök sorun’’ kavramını ele alır. Sorular / sorunlar belki öbek öbektir ama bunlar içinde ‘’kök sorun’’ nedir?

Bir analizde ‘’Jeopolitik’’ deyimi saklanmak için çok ideal.Jeopolitk  konusunu uluslararası ilişkilerin uzamsal  ve coğrafi bir perspektiften değerlendirilmesi olarak ilk kez 1900 yılında İsveç’li  R. Kjellen (1864-1922) kullanır. 1916 çalışmasında ‘’jeopolitik’’ kavramı İsveç’in  yayılmacılığının zeminini oluşturur. Bu yüzden bu deyimi J. Attali’nin kullandığı biçimle  ‘’Jeopolitik Güç Merkezleri’’ olarak görmeyi yeğleyelim. 

Burada iki çalışmayı baz alabilirsiniz: V.I.Lenin’in Emperyalizm ‘i ya da P. Kennedy’nin Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşü.

Her iki çalışma jeopolitik güç odaklarının yayılmacılığını anlatır.

ABD’nin Venezuella ve Grönland atağı, Çin’in Tayland adası hareketlenmesi, yayılmacılık esaslıyla dünyanın yeniden paylaşımıdır, hepsi bu…

Dilerseniz, siz bunu ‘’kapitalizmin gömlek değişimi’’ olarak da görebilirsiniz.

Bu güç merkezlerinde ‘’fırsat’’ ararken ekonominin şaşmaz kuralları yine işleyecek:  Birleşik Kırallık, AB’den kopsa da karşılıklı  ticaretleri yine artacak. Ya da Türkiye her türden ilişkisini kestiği İsrael’e her günden  fazla mal satabilecek.

Ama insan bilincinin yorumlayamadığı da var: ‘’Çok Yönlü Dış Politika’’ yapma adı altında, ülkemiz S. Arabistan’la 2 milyar $’Lık bir güneş  enerjisi yatırım anlaşması yapıyor. Teknolojisine sahip bir sektörün ülkesi olarak Suudi’lerden ‘’teknoloji satın almayı’’ kabul ediyor. Bu enerjiyi 25 yıl süreyle 1,99 $’dan ödeme yapmayı yükümleniyor.

İşte bu safsata ve totolojilerden sıyrılmanın yolu  ‘’yüzleşmek’’. Bunun için ‘’kök sorun’’ u bulmak gerek.

Burada Prof.Balta’nın dediği ‘’Hepimiz Birlikte Kazanırız Uzlaşması’’ na yer yok.

Dr. Mahfi Eğilmez’in  geçen hafta yazdığı  ‘’İnsanlık, kerndi yarattığı rasyonel sistemleri, yine kendi eliyle irrasyonel bir güvenlik ve sadakat sarmalına feda ediyor‘’  rejiminde, öncelikle  kendisiyle ‘’yüzleşen’’ bir Türkiye’ye gereksinim var.

Simone de Beauvoır Aforizmalar’nın birinde ‘’Edebiyat, gerçeklikten intikamını onu kurgunun kölesi yaparak alır ‘’diyor.

Kurgular, kumdan yapılma kalelerdir, hep çöker…      

 

Yaşar Kemal usta diyor ki: At atken, ağzı var dili yokken bile…İbret al deli gönlüm, bu kuştan, bu attan…

Karadeniz'in İlk ve Tek Ekonomi Portalı

Okumak İçin Resimlere Tıklayınız.
Kapat
× Anasayfa Abone ol Tüm haberler Ekonomi Bölgesel Şirketler Gündem Belediye Sektörler Politika e-Dergi e-Gazete Web TV Künye Karadeniz sohbetleri Yazarlar